top of page

ERZURUM TAŞHAN (RÜSTEM PAŞA KERVANSARAYI )




Olacak bir kişinin bahtı kavî, tâlihİ yâr/

Kehlesi (biti) dahi mahallinde anın işine yarar


Olacak bir kişinin bahtı sağlam talihi yar ( ondan yana)

Gerekirse yakasındaki bit bile onun işin yarar




Değerli Dostlar,


Erzurum'u gezerken görmeniz gereken yerlerin başında gelir Rüstem Paşa Kervansarayı,

Nam-ı Diğer TAŞHAN...


Taşhan adıyla da anılan Rüstem Paşa Kervansarayı, Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Rüstem Paşa tarafından 1561 yılında yaptırılmıştır. Yapı, Osmanlı kervansaray mimarisinin şaheser örneklerinden biridir. Burası yolcuların gece ve gündüz her çeşit ihtiyaçlarının karşılandığı yerdir. Rüstem Paşa Kervansarayı'nda imarethane, mescit, dinlenme yeri, bezirgân dükkânları, deve, eşek, öküz, manda ve atların bağlandığı bölümler yapılmıştır. Ancak, bunların bir kısmı günümüze ulaşamamıştır.


Kervansaray, günümüzde oltu taşı esnafının imalat ve satış yeri olarak hizmet vermektedir. Oltu taşından yapılmış, başta tespih, yüzük, gerdanlık olmak üzere, onlarca çeşit hediyelik eşyanın satışı burada yapılmaktadır.



Gelelim konumuza.


Rüstem Paşa ve zihnimize düşürdükleri ve düşündürdükleri.


Rüstem Paşa tüm tarihe adını yazmış büyük insanlar gibi, seveni olduğu kadar sevmeyeni de olan hatta sevmeyeni seveninden fazla olanlardan.


Dönem Osmanlı Devleti'nin altın çağıdır.

Yavuz Sultan Selim döneminde 8 yılda 3 katına çıkan topraklar, dolup taşan hazine, oturmuş devlet düzeni, bilinen tüm eski dünyada 3 kıtada hüküm süren bir İmparatorluk.


Bu tıkır tıkır işleyen ve dört bir taraftaki etkili güçlerin taşıdığı risklerin bertaraf edildiği dönemde

tahta geçer Sultan Süleyman.


Rakipsiz ve hilafsız.


Enderun adı verilen saray okulunda sonrasında kritik görevler alacak ve İmparatorluğa hizmet edecek devlet adamları yetiştirilir.


En seçme çocuklar daha da seçilerek Sultan'ın en yakınında disiplinli ve detaylı bir eğitimden geçerler.


Saray okulu derslerini verenler İmparatorluk topraklarının en nüfuzlu ilim sahipleridir ve hepsi alanında en iyilerdir.


Rüstem Paşa 1500’lü yılların başında Saraybosna yakınlarında Butomir veya Sarajevsko Polje’nin batısındaki bir köyde doğduğu, ailesinin Opukoviç yahut Çigaliç adıyla anıldığı rivayet edilir.

Hırvat, Boşnak, Sırp veya Arnavut olduğuna dair kayıtlar da vardır.


Bernardo Navagero’nun bizzat anlattığına göre haracını ödeyemeyen ilk efendisi tarafından haracın yerine köle olarak sultanın Galata’daki sarayına teslim edilmiş, burada kısa zamanda dikkatleri üzerine çekmiş ve iç oğlanı olarak saraya getirilmiştir. ( TDV İslam Ansiklopedisi, Erhan Afyoncu)


Biliyoruz ki hem sıkı bir eğitimden ve nice güven testlerinden geçmiş ve devlete bağlılığı noktasında bir şüphe bulunmamaktadır.


İleri görüşlülüğü ve dirayetli tavrı ile de Fransa, Almanya , Ceneviz gibi zamanında etkili ülkelerin

başlarında bulunanların dahi çekindiği bir Devlet Adamıdır.


Biliyoruz ki Sarayda yetişenler yine Sarayda yetişenlerle evlendirilir bir Devlet geleneği olarak.

Dönemin en parlak Paşaları yine Haremde yetişen en yetenekli ve en ışıltılı hanımlarla evlendirilir.

Sultan kızları, kardeşleri ve Saltanat üyeleri de tabi ki buna dahildir.


Başarılı ,emin ve sadık olarak öne çıktığı için,

Sultan Süleyman'ın kızı Mihrimah Sultan ile evlendirilmesi düşünülür.


Tabi ki Saray içindeki bu denklemde Hürrem Sultan ile olan yakınlığı da önemlidir.


Önemli pozisyonlar aldığı gibi, bu görevlerden alınması da bazen uzun sürmez.


En son Diyarbakır'da görev yaparken, Mihrimah Sultan ile evlilik konusu gündemdedir.

Ancak diğer cenah da boş durmamaktadır.

Rüstem Paşa'nın dönemin bulaşıcı hastalığı olan Cüzzama yakalandığı dedikodusu yayılır.


Bu durumu kontrol etmek üzere saray tabiplerinden Meh-med Ağa’nın Diyarbekir’e gönderildiği iddia edilmektedir. Hatta Mehmed Ağa gizlice yaptığı kontrol sırasında paşanın üzerinde bit bulunca, kendisinin böyle bir hastalığa yakalanamayacağı ortaya çıkmış ve damatlık dolayısıyla da sadrazamlık yolu açılmıştır. Bu iddianın, daha sonra bu şekle sokulduğu, hatta bu sebeple Rüstem Paşa’nın “kehle-i ikbâl” olarak adlandırıldığı anlaşılmaktadır. Dönemin bir şairi bu olay için:

Olacak bir kişinin bahtı kavî, tâlihi yâr/

Kehlesi (biti) dahi mahallinde anın işine yarar.


Bir kişinin bahtı açık olacaksa, üzerindeki bit bile onun yükselmesine vesiledir anlamındadır. Hatta hiç umulmayan bir şekilde yükselmeye vesile olan şeye kehle-i ikbâl (ikbal biti) tabiri kullanılır olmuştur.


Rüstem Paşa sonuçta Mihrimah Sultan ile evlenir.

Devlette önemli görevler de alır.

Politik mücadelelerde de görürüz onu.

Şehzade Mustafa'nın katlinden sorumlu tutulur.

Sehzade Selim'e karşı Şehzade Bayezid'i destekler önce, sonra Şehzade Bayezid İran'a kaçınca saf değiştirir ve Şehzade Selim'i desteklemeye başlar.

Pek çok Devlet Adamının ayağının kaymasına da sebep olur.


Rüstem Paşa vefat ettiğinde 15 milyon dukalık büyük bir miras bırakmıştır (Zinkeisen, III, 796). Osmanlı kaynaklarında serveti yaklaşık 12 milyon altın olarak zikredilir. Geride 1700 köle, 2900 savaş atı, 780.000 hasene altın, nakit olarak 1000 yük para, Anadolu ve Rumeli’de 815 çiftlik, 76 su değirmeni ve 5000 ciltten fazla çeşitli kitap ve daha birçok değerli eşya bırakmıştır.( TDV İslam Ansiklopedisi)


Rüstem Paşa yaptırdığı yüzlerce hayır eseri ve bağışladığı gelirlerle de müstesna bir yere sahiptir. Kurduğu vakıflarla Hırvatistan, Macaristan, Balkanlar, Rumeli, İstanbul, Anadolu, Mısır, Medine ve Kudüs olmak üzere ülkenin farklı coğrafyalarında birçok hayır eseri yaptırmıştır.


Toplam on iki cami ve mescid, yedi mektep, otuz iki hamam, yirmi iki çeşme, 273 oda, elli dört mahzen, 563 dükkân, yirmi sekiz han ve kervansaray, beş medrese onun vakfettiklerinin sadece bir kısmını oluşturur. ( TDV İslam Ansiklopedisi)


İşte bıraktıkları arkasında günümüze kadar ulaşan görkemli yapılardan biridir Erzurum Taşhan diye bildiğimiz Rüstem Paşa Kervansarayı...


Muhteşem bir Mimarın, Mimar Sinan'ın elinden çıkan muhteşem bir eser.


Mimar Sinan'ın Rüstem Paşa için yaptığı bir diğer eser ise belki de çok daha önemli ve çok daha istisnaidir, İstanbul Eminönü'nde bulunan Rüstem Paşa Camisi.


İçi ve son cemaat yeri duvarları değerli çinilerle kaplı olan bu camiyi Rüstem Paşa'nın hakkında çıkan cimri dedikodularını bastırmak için özellikle o dönemin en özel ve en pahalı çinileriyle süslettiği söylenir.


Her şeye rağmen, şu anda bu cami İstanbul'un mücevherlerinden biri olarak değerlendirilir.

Ve dönemin en nadide çini koleksiyonuna sahip neredeyse bir çini müzesidir.


Şİmdiye kadar görmediyseniz mutlaka gidip görmenizi tavsiye ederiz.


Tabi ki Erzurum Taşhan.


Erzurum ziyaretinde mutlaka gezmeniz gereken bir şaheser.


Şİmdiki kullanmıyla da en güzel işçilikleriyle binlerce oltu taşından yapılan ürün Taşhan'da sizleri bekliyor.


Rüstem Paşa da tüm beşer gibi hırslarının yanında hasletleri, kibrinin yanında hizmetleri,

hasetinin yanında gönül zenginliği de olan bir beşerdi.


Devlete hizmetleri de pek çok yerde detaylıca anlatılır.


Doya doya gezin, Oltu taşından mutlaka özel bir ürün alın,


Ve tabi ki


Kehle-i İkbal ( Makam mevki Biti) deyimini lügatımıza ekleten Rüstem Paşa'yı da unutmadan :) :) :)


...


















20 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör
Post: Blog2_Post
bottom of page