top of page

BERGAMALI BİR EFSANE PHİLEMON VE BAUKİS




Anadolu'ya dair ne söylense azdır.



Bu topraklarda aşk ararsan en hımbılından en azılısına, en neşelisinden en dişlisine kadar bulabilirsin.

Savaş arıyorsan en gösterişli savaşlar burada kopmuş, en eski barışlar burada yapılmıştır.

En yaşlı çınarlar burada köklenmiş, en kokulu ıhlamurlar buradan tütmektedir.


Konumuz aşk, sevgi saygı, misafirperverlik, karşılıksız hizmet, insana verilen değer olunca yine Anadolu'dayız.


Bu defa Frigya topraklarında azıcık batıdayız.

Pergamon şimdiki ismiyle Bergama'da.

İşte anlatacağımız efsanede hepsi var.


Tebdili kıyafet dolaşan hükümdar hikayeleri Anadolu'da pek meşhurdur bilirsiniz.


Tarih öncesi söz konusu olduğunda bu hükümdarlar neden Zeus ve onun habercisi Hermes olmasın.


Zeus ve Hermes bir gün kılık değiştirerek Bergama civarında bir köye gelirler.

Kapıları tek tek çalar ve zengin yoksul fark etmeden bir eve misafir olmak isterler.

Ancak nedense her kapı yüzlerine kapanır.

Sonunda bir ömürlerini birlikte geçiren bir ihtiyar çift güler yüzle buyur eder tanrıları kim olduğunu dahi sormadan.


Evlerinde en rahat yere oturtur ve sofralarında ne varsa ikram ederler.


En güzel şekilde hizmet etmek için ellerindeki tek kazlarını kesmeye karar verirler.

Ancak kaz Zeus'un ayaklarının arasına saklanınca garip bir durum olduğunu anlarlar.

Zeus her ikisini de dışarı çıkarır ve ne dilerse o anda verileceğini söyler.


Bergamalı ihtiyar karı koca çok mutlu bir ömür geçirmiş, saygı ve sevgi içinde birbirlerinin hem hizmetçisi hem efendisi olmuşlardır.

Tek dilekleri de ölümün birine diğerinden önce gelmemesi ve bu acıyı yaşamamaktır.

Zeus dileklerinin kabul olduğunu söyler ve Hermes'le beraber ihtiyar çiftin yanından ayrılırlar.


O yoksul ev gösterişli bir tapınağa dönüşür ve yaşlı çift de o tapınağa hizmet için ömürlerinin sonuna kadar orada yaşarlar.

Güneşli pırıl pırıl bir gün tapınağın önünde otururlarken yaşlı adamın ayakları yavaş yavaş köklenmeye ve toprağa doğru uzanmaya başlar.

Yaşlı kadının da incecik beyaz kolları dallara dönüşmeye başlar.

İkisi de durumu anlamışlardır. Sessizce dünya lisanıyla vedalaşırlar.


Ancak ikisi tek bir ağaç olmuş, erkek çınar ağacı, karısı da ıhlamur ağacına dönüşmüştür.

Kökleri, dalları ve yaprakları birbirine karışmış şekilde yaşamaya devam ederler.

Civarda yaşayanlar rüzgar estikçe fısıldaştıklarını ve dilleşmeye devam ettiklerini duyarlarmış.


Bu güzel, incelikli efsaneyi Halikarnas Balıkçısından okumuştum ilk defa kendi üslubuyla.

Bu fakir de kendi cümleleriyle aktarmaya gayret etti.


Dün 21 Haziran'da en uzun gündönümünü yaşadık ve bugün de 22 Haziran'da evliliğimizin 3. yılını kutlarken aklıma Anadolu'dan gelen bu efsaneyi yazmak geldi.


Sevmek, sevilmek, sevgi, hizmet, ağırlamak ve ağırlanmak ne güzel.

Allah'ın bizlere verdiği, bağışladığı insan olma lütfu ne büyük lütuf.

Leyla'dan Mevla'ya gitmek ne güzel ve yine ne güzel,

Mevla'dan Leyla'ya dönmek.

Hakikati bilerek.


Her yaz gününde bir çınar ağacının gölgesinde otururken ve kış gecelerinde ıhlamur çayını yudumlarken bu birliktelik gelir aklıma.

Yazla kış, gece ile gündüz, soğuk ve sıcak, aydınlık ve karanlık.

Dünya gerçeği ve bu gerçeğin hikmeti.

Anadolu hikmetler yurdum.

Sevgili yurdum.

Tek ve Bir'in yurdu.


Sevgiyle kalın,


Sağlıcakla Kalın,


Hoşça Kalın...











Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Post: Blog2_Post
bottom of page