kervan-1.jpg
kızı ören han.jpg
alara han kitabe.jpg
alara han.jpg
ıhlara vadisi.jpg

SELÇUKLU KERVAN YOLU

AKSARAY-ANTALYA

Eskiden, nakliyatın deve, at ve katır sırtında yapıldığı zamanlarda, bu nakliyatı yapan vasıtanın teşkil ettiği kafileye "kervan" denirdi. Eski zamanın zengin tüccarlarından tutun da yaya yürümek mecburiyetinde olan bütün parasız ve garip yolculara varıncaya kadar çok farklı meslek ve meşrepten insanlar hep kervanlara katılırlardı. Bunlar, gündüz yol alırlar, akşamları muayyen konak yerlerinde gecelerler, sabahları erkenden tekrar yola koyulurlardı. Elbette ki bu kalabalık kafilenin yorgun vücutlarını dinlendirecek ve istirahatlarını temin edecek konak yerlerine ihtiyaç vardı. İşte bu kervanların güvenliği ve konaklaması için anayol kenarında tesis edilen vakıf yapılara "kervansaray" denirdi. Kervansaraylar kitabelerinde ve kaynaklarında han, menzil hanı, ribât olarak da anılmaktadır.

Ribat Müslümanlığı kabul etmiş Türklerin “cihad” için hazır kuvvetler bulundurdukları sınır kışlaları ve tabyaları işlevlerini ifade eder durumdaydılar ve tahkim edilmiş bir çevre duvarı içinde çeşitli yapılar içlerinde askerî bir birliği barındırıyordu. 

 Türk kültüründe dini, ırkı ne olursa olsun yolcuya, yolda kalmışa yardım etmek, onlara kolaylık sağlamak adeta bir görev kabul edilmiştir. Yüzyıllar boyunca süren bu anlayış İslamiyet’in kabulünden sonra dinî bir boyut kazanarak devam etmiştir. Doğrusu İslam’ın hayrı ibadet kabul eden hükmü, söz konusu bu geleneği daha cazip hale getirmiştir.

Kervansarayların ticari amaçlarla inşa edilmeye başlandığını biliyoruz, fakat verilen hizmetlere bakıldığında zamanla başlangıçtaki ticari amacın üzerine çıkan bir gelişmenin olduğu görülür. Öyle ki kervansaraylar o dönemlerde Türk kültür hayatının ve sosyal hayatın gün yüzüne çıkarıldığı merkezler halini almıştır.

Kervansaraylarda yazın kapalı mekânlarda hayvanlar, açık mekânlarda insanlar ve arabalar kalırdı. Kışın ise ticari hareketliliğin azalmasına rağmen kapalı mekânlarda insanlarla hayvanlar aynı mekânı paylaşırlardı. İnsanlar yüksek olan sekilerde, hayvanlar daha aşağıda olan bölümlerde kalırdı.

Kervanların büyüklüğüne göre bu kişiler veya kervanlardan üç ila yedi gün hiç para alınmazdı, hastalık gibi olağan dışı durumlarda bu süre uzatılabiliyordu. Bazı kervansaraylarda ise daima para alınırdı. Hasta yolcuların tedavileri yapılır, ilaçları sağlanırdı. Kervansaraylarda hür-köle, zengin-fakir, Müslüman-Hıristiyan farkı gözetilmeden herkese eşit hizmet edilirdi.

Kervanlarla ilgili verdiğimiz bu bilgiden sonra rotamızı yavaş yavaş oluşturmaya başlayabiliriz.

Çıkış noktamız Aksaray ilimiz olacak.

Rotamızın ana duraklarını Selçuklu Kervansarayları oluşturacak fakat Aksaray'dan Antalya'ya doğru yola çıkan birinin bu hat üzerinde görmesi gereken tarihi, kültürel ve doğal zenginliklerimizden de 

söz edeceğiz.

Aksaray Kapadokya'sında volkanik tüflü bir arazi içinde yer alan Aşıklı’ da ilk yerleşimler M.Ö. 8000’lerde başlamıştır. Aşıklıhöyük, Anadolu ve Yakındoğu’da Akeramik Neolitik Dönem’e ait en eski ilk köy yerleşimidir.

1142 yılında Selçuklu egemenliğine giren Aksaray’a II. Kılıçarslan zamanında pek çok saray, medrese, zaviye ve kervansaray yaptırılmıştır. II. Kılıçarslan bir saray yaptırarak Arkhelais adını Aksaray’a çevirmiş ve burası ikinci başkent gibi işlev görmüştür.

Yolumuz üzerinde ülkemizin doğal hazinelerinden birisi bulunur.

Ihlara vadisi.

Vadi’nin oluşumu, tektonik hareketler sonucunda volkanik bir dağ olan Hasan Dağı’nın püskürmesi ve çevre yüzeyini geniş bir volkanik tabaka kaplamasıyla başlamıştır.

Ihlara Vadisi boyunca ilerleyen Melendiz Çayı ve çökmenin sonucu oluşan Kanyon, vadinin tabanını oyarak daha büyük bir derinlik kazanmıştır. Yer yer 100-200 metre derinliğe varan ve vadiyi ikiye bölerek akan Melendiz çayı, Aksaray yakınlarında Uluırmak adını alarak Tuz Gölü’ne ulaşmaktadır.

Ihlara Vadisi’ndeki kayalara oyulmuş freskli kiliseler korunarak, yeryüzünde eşine rastlanmayan bir tarih hazinesi olarak günümüze ulaşmıştır.

Kervansaraylara gelirsek,

Selçuklular Dönemi’nde, doğubatı güzergâhında ve her biri birer günlük mesafede olacak şekilde yaklaşık 20 km. aralıklarla inşa edilen hanlar ve kervansaraylar, Selçuklu mimarisini en iyi yansıtan yapılardandır.

Aksaray’da bu dönemde yapılan şaheserlerden dört tanesi günümüze ulaşmıştır. Bunlar Sultanhanı, Ağzıkarahan, Öresin Han (Tepesidelik Han) ve Alayhan’dır.

Aksaray-Konya yolunun 40. kilometresinde yer alan Sultanhanı, 1228-1229 yıllarında Alaaddin Keykubat tarafından yaptırılmıştır. Mimari taş işçiliği ve süsleme sanatları bakımından Selçuklu Devri’nin şaheser bir örneğidir. Ticari ve askeri açıdan önemli olan Konya-Aksaray yolunun emniyetini sağlamak için kurulan hanlar, yazlık, kışlık, mescid ve ahır bölümlerinden oluşur. Klasik Selçuklu hanları tipindedir.

Rotamız üzerinde durmamız gereken bir diğer nokta tabi ki Tuz Gölüdür. Muhteşem manzarası ile özellikle yazları ziyaretçisi eksik olmamaktadır.

Türkiye’nin ikinci büyük gölü olan Tuz Gölü, Aksaray’ın doğal ve tarihi zenginliğine kattığı görsel estetik ile kenti, önemli bir cazibe merkezi haline getirmektedir. Göl, popüler bir foto safari alanıdır. Göl çevresi bataklıklarla çevrili olup, bataklık dışında kalan arazi çoraklaşmıştır. En derin yeri 1 metre olup, deniz seviyesinden yüksekliği ise 890 metredir. Türkiye’de tuz üretiminde çok önemli bir yere sahiptir.

Ayrıca Tapduk Emre, Yunus Emre, Somuncu Baba olarak bilinen Şeyh Hamid-i Veli türbeleri de bu rota üzerinde ziyaretçilerini bekler.

Selçuklu Sultanı 2. Kılıçarslan  türbesi, Ulu Camii ve Eğri Minare gibi Selçuklu eserleri de önemli noktalardır.

Roma dönemi gözetleme kulelerinin keşfedildiği Konya'nın Karatay İlçesindeki Bozdağ Milli Parkı'nda yeni hedef antik tiyatro ve  2 bin yıl önce inşa edilmiş çift şeritli taşlı yol. Konya Kent merkezine 58 kilometre uzaklıkta bulunan Bozdağ Milli Parkı'nda nesli tükenmeye yüz tutan yaban koyunları koruma altında tutuluyor. 

Görüyoruz ki Anadolu'da her karış topraktan bir zenginlik çıkıyor.

Konya tabi ki bambaşka ve ayrıcalıklı bir rota. En az 2 gün ayrılması lazım dersek Konyalılar kızacaklar belki ama turlarımızda maalesef Mevlana Müzesini görüp çıktığımız çok olmuştur.

Siz siz olun şunları yapmadan Konya'dan çıkmayın.

ATEŞBAZ-I VELİ TÜRBESİ'Nİ ziyaret etmeden,

BEDESTEN ÇARŞISINDA dolaşmadan,

EFLATUN PINARI' nı görmeden,

SİLLE'ye uğramadan,

ÇATALHÖYÜK'te dünyanın en eski manzara resmini görmeden,

ALAADDİN CAMİSİ ve KARATAY ÇİNİ ESERLER MÜZESİ'ni ziyaret etmeden

ve pek tabi ki etli pide yemeden Konya'dan ayrılmayınız.

Konya'dan da ayrıldıktan sonra yolumuzun üzerindeki hanları ve kervansarayları sayacak olursak:

Altunapa Hanı:

 Konya-Beyşehir yol güzergâhında, şehir merkezine 17 km. uzaklıkta bulunan han Anadolu Selçuklu dönemindeki Konya-Antalya ve Alanya arasındaki kervan yolu güzergâhındaki ilk han olması bakımından önemlidir.

Kuruçeşme Hanı:

Konya- Beyşehir karayolunun yaklaşık 30. km.’sinde yer alan eser, M.1207 tarihli olup, plan düzeni ve mimarisi bakımından oldukça sağlam durumdadır.

Kızılören Hanı:

Konya- Beyşehir karayolunun 44 km.’sinde yer alan yapı, açık avlulu ve kapalı bölümü olan hanlar grubuna girmektedir.

Yenice Çiftlik Hanı:

Seydişehir Üzümlü Karayolunun, Yenice Mahallesi çiftlik mevkiinde açık ve kapalı kısmı bir arada ve doğu-batı doğrultusunda inşa edilmiştir. 

Derebucak Ortapoyam Hanı:

Derebucak- İbradı Karayolunda bulunan han, Derebucak Tol ve Eynif Tol Hanı arasındaki bağlantıyı sağlamaktadır. Kubadabad-Alanya arasındaki Selçuklu dönemi kervansaraylarının kısmen ayakta kalabilmiş bir örneğidir.

Manavgat-Sırt Köyü Tol(Murtbeli) Hanı:

Beyşehir-Alanya yol güzergâhında inşa edilmiş olan bu kervansaray Derebucak’ta bulunan kitabelerden de anlaşıldığı üzere Kubadabad- Alanya arasında sıralanmış Selçuklu dönemi hanlarından biridir.

Alara Han:

Antalya İlinin Alanya İlçesi sınırları içinde Antalya’ya 30km. uzaklıkta denize dökülen Alara Çayı’nın kıyısında bulunmaktadır.

Şarapsa Han:

Konya-Alanya Kervan Yolunun son menzili olan yapı, Alanya İlçesi Konaklı Köyü sınırları içinde küçük bir tepe üzerinde yer almaktadır.

Konya’dan çıkan kervanların Alanya ve Antalya’ya en kısa yoldan ulaşması için belirleyeceği güzergâhlar tıpkı antik çağda olduğu gibi Toros dağlarının en uygun vadilerinden geçtiğini biliyoruz. Bu nedenle Konya’dan Akdeniz kıyılarındaki limanlara ulaştırılan ticaret ürünlerinin sevkiyatında Romalıların ve Bizanslıların kullandığı antik dönem yol güzergâhları Anadolu Selçuklu devri ticareti için de kullanılmıştır. Özellikle ulaşımı kolay olan ve kış aylarında fazla kapalı kalmayan bu tarihi yolların izlerini hala görmek mümkündür.

Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubat’ın Beyşehir Gölü kıyılarında Kubadabad Sarayı’nı inşa ettirmesi de kervan yolu güzergâhının buradan geçmesine katkı sağlamıştır.***

 Konya - Alanya güzergâhındaki Kervansaraylarının isimlerinin alındığı yazı ***KONYA-ALANYA GÜZERGÂHINDAKİ SELÇUKLU KERVANSARAYLARININ EŞREFOĞLU BEYLİĞİ’NE SUNDUĞU KATKILAR 

OSMAN KUNDURACI 

Bu çalışma Beyşehir’de 11-13 Eylül 2014 tarihinde yapılan Uluslararası Orta Anadolu ve Akdeniz Beylikleri Tarihi, Kültürü ve Medeniyeti Sempozyumu - 1 Eşrefoğulları Sempozyumunda sunulan bildirinin yeni bilgiler eklenerek güncellenmiş halidir.

KERVANSARAY.jpg
20180928143108906_2 logolu.jpg
kervan-2.jpg
kızıl ören han iç mekan.jpg