top of page

UYGARLIK HELEN'DEN ÇOK ÖNCE ANADOLU'DA DOĞMUŞTU...

Güncelleme tarihi: 17 May 2021



Değerli Dostlar,


Başlık cümlesi bana ait değil.

Cümlenin altını, hem saha çalışmalarıyla hem de yayınladığı yüzlerce bilimsel makaleyle

ve de özellikle bu ismi taşıyan kitabıyla dolduran saygıdeğer Hocamız Arkeolog Prof. Dr. Fahri Işık'a ait.

Biz rehberlere en fazla sorulan sorular şunlardır:

-Ülkenin tarihsel geçmişi nedir?

-Hangi uygarlıklara ev sahipliği yapmıştır?

-Hangi diller konuşulmuştur?

-Bu uygarlıklar kimler tarafından kurulmuştur?

-Bu uygarlıklar siyasal ve ekonomik açıdan nasıl bir düzene sahiptirler ?


-Aslında merak edilir mi yoksa ön kabullerle mi sorulur?


Özellikle Avrupa ülkelerinden gelen turist gruplarını yıllarca Anadolu'yu gezdiren rehber ağabeylerimiz çok daha iyi bilirler. Önyargılı yaklaşımlar etnik ve dini sorularla alttan alta biz rehberleri sıkıştırma çabası görülür.


Konumuza gelelim.


Biliyoruz ki Avrupa düşünsel sonrasında da teknik ve ekonomik gelişiminin temellerini Eski Yunan Uygarlığında görür.

Bunu temellendirecek bulguları da bugünkü Yunanistan topraklarında bulamadığından Anadolu'da arar.

Yunan topluluklarının Batı Anadolu'da M.Ö. 8. yy dan itibaren , uygarlıklarını diliyle kültürüyle, mitleriyle, daha önemlisi felsefesiyle demokrasisiyle burada yeşerttiği söylenir.


19.yy dan itibaren de yarı soygun yarı ciddi başlayan arkeolojik araştırmalarda hep bu teze kanıtlar aranır.

Henrich Scleimann Troya'yı bir defineci gibi yerle bir ederken başucu kitabı Homeros'un İliada'sıdır.


Bizleri şaşırtmayan ise elde edilen bulgular ne olursa olsun bu paradigmanın bir türlü değişmeyişidir.


İşte Fahri Işık Hocamızın da yıllardır şikayetçi olduğu durum budur.

Bilim çalışırken elde ettiği bulgularla bir paradigma oluşturur.

Yeni bulgular ele geçtiğinde bilimsellik gereği eski tezler güncellenir ve gerekiyorsa

iptal edilir ve yeni bir paradigma oluşturulur.

Ancak nedense Batı Anadolu'da Avrupalı Arkeologlar tarafından yapılan kazı çalışmalarında ele geçen bulgular ne olursa olsun savunulan tez nedense değişmez.

Bulguları nesnel olarak değerlendiren Avrupalı 'da olsa bilimsel çevrelerden aforoz edilir.


Yazdığı görülmez, yayınlar basılmaz, basılır umursanmaz.


Örnek Eberhard Zangger düşmanlığı.


https://luwianstudies.academia.edu/EZangger


Çalışmayı yapan bilim insanı Türkiye'den ise zaten görmezden gelinir.


Fahri Işık Hocamızın temel tezi de elde edilen son bulgulara göre Batı Anadolu'da Doğu Helen olarak adlandırılan uygarlığın köklerinin Anadolu'da binlerce sene öncesine halihazırda var olduğudur.

Özellikle Likya bölgesinde Patara Ksantos Letoon antik şehirlerinde yapılan kazılar LİKYA bölgesinin eski ismiyle Luvice olarak Lukka olarak adlandırıldığını, halkın konuştuğu dilin Luvice olduğunu Anadolu'da ayrıca konuşulan Lİkçe, Karca, Sidçe gibi dillerin varlığını ortaya döker.


Troya'nın Hitit metinlerinde Wıluşa, Efes'in Apasa, Mİletos'un Miluwanda olduğunu biliriz.

Ancak Hocamızın ısrarla vurguladığı bölgede yazı dili Helence olmasının yerel dillerin Helen alfabesiyle yazılmasına engel oluşturmadığıdır.

Miletos çok değerlidir ve koloniler kurduğu doğrudur ancak Anadoluludur.

Helence kullanması da Helen olduğunu kanıtlamak için yeterli değerlidir.


Tıpkı resmi yazışmalarda Farsça kullanan Selçuklu 'nün Farisi olmadığı gibi.


Merak edenler için Aktüel Arkeoloji Youtube kanalında hocamız uzun uzun anlatıyor. Argümanlarıyla, bulgularıyla.


Lİnki ekliyorum.


Ayrıca Kitabının da hala baskısının olduğunu hatırlatayım.

Ben ancak bugün haberdar oldum ve hemen sipariş ettim.


Neden sıcağı sıcağına yazıyı yazdığıma gelince, bir rehber olarak tüm meslektaşlarım gibi bir bilgi verirken doğru bilgi vermek ve söylediğime de önce kendim inanmak isterim.


Hocamız Fahri Işık'ın bilimsel bulgularla hatırlattığı gerçekler aslında Halikarnas Balıkçısı olarak bilinen Cevat Şakir Kabaağaçlı'nın, Sebahattin Eyüboğlu'nun, Azra Erhat'ın hep odaklandığı ve ısrarla yazdıkları gerçekler.


Ancak Batı merkezli akademik yaklaşımlar sebebiyle Anadoluculuk diyerek yıllarca tu kaka edilen, görmezden gelinen, romantik milliyetçilik diyerek küçük görülen hakikatin şimdi

apaçık belirmeye başladığı zamana geldik.


Bu hakikati Fatih Sultan Mehmet görmüştü, Atatürk görmüştü ve her iki lider de bu topraklardaki varlığını Troya'lı Hektor'un devamı olarak görmüşlerdi.


İlki İstanbul'un fethinde, ikincisi de Çanakkale Savaşının akabinde Troya'lı Hektor'u hatırlatmışlardı.


Unutmayalım ki,


Çanakkale Savaşında deniz hücumunu başlatan İngiliz Zırhlısının ismi de Agamemnon'du.


Artık gerçeklerin ortaya çıkma zamanı geldi ve meydan hiç de boş değil.







Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


Post: Blog2_Post
bottom of page